1 Şubat 2014

Mahmud Almanya'da, Dip AltEvren'de

Daha yeni Marvel ile kontrat yaptığı açıklanan Mahmud, şu günlerde  çizmekte olduğu Wolverine and The X-Men serisi ile Marvel'in en dikkat çeken çizerlerinden biri olarak zirveye oynuyor.
Mahmud gelecek ay  çeşitli imza etkinliklerine katılmak üzere bir Almanya turnesi yapacak. Program aşağıda.

Leipzig
Comic Combo
Hannover

Hannover
Comix Hannover
19 Mart, 16:00 - 18:30

Bochum
Mr.C Comics
20 Mart, 16:00 - 18:30

Bonn
Bonner Comic Laden
21 Mart, 15:00 - 17:30

Esslingen
Esslingen Sammlerecke
22 Mart, 12:00 - 14:30


Öte yandan kayıp kitabımız DİP hakkında AltEvren Gurme'de bir yorum yazısı yayımlandı. Bağlantı burada.

25 Ocak 2014

Yıldıray Supergirl'de, Mahmud Marvel'de

Yıldıray, DC Comics'in yeni Supergirl serisinde 26. sayı ile başladığı macerasına bu ay çıkan 27. sayı ile devam ediyor. Aksiyon aksiyon aksiyon. Müthiş hareketli bir hikaye.
Mahmud'un Marvel ile sözleşme imzaladığı ilan edildi (oleyyy!) ve Hulk'tan sonra bir başka önemli seri olan Wolverine & The X-Men çizerliğine başladı. Yazar Jason Latour. Hulk ve Supergirl kapaklarındaki nefis grafik hissiyat piyasada dikkat çekiyor.
Tembellik sebebiyle yayınlanmayan Oyunparkının bir bantı ise aşağıda. Hadi bakalım :)

30 Ekim 2013

Mahmud Marsilya'da

Mahmud 16 Kasım 2013'de Güney Fransa'da Aix en Provence' da imza veriyor olacak. (Orası neresi diyenler için aşağıdaki haritada konum işaretlendi.) Güzelde bir afiş hazırlanmış.

27 Eylül 2013

Haberler

Mahmud HULK'ta

DC'de Supergirl'u yeniden tanımlayan Mahmud, Marvel'i de fethedmeye hazırlanıyor. Hatta çoktan başladı bile. Bu yıl içinde prestijli yazarlardan Brain Wood (DMZ) ile Ultimate Comics X-Men'de fenomen karakterlere can veren Mahmud, Aralık başı çıkacak Hulk yıllığının çizerliği ile efsane yazarlardan Mark Waid'in de gözüne girmiş gibi görünüyor. Röportajlarında Mahmud'un yeteneklerini öven Waid tek başına değil.
Yanda Mahmud'un çizdiği Indestructible Hulk sayı 17 kapağını görüyorsunuz.
Sloganımız neymiş; Sadece güzel kadın değil, güzel tasarım da Mahmud'dan sorulur.


Yıldıray Supergirl'de

DC'de ise Yıldıray yeni Lobo'nun arzı endam edeceği Supergirl hikayesinin çizerliği görevini aldı. Yeni bir yıldız yazar olan Tony Bedard'ın kaleminden çıkan macera tüm DC evreninin en acımasız uzaylısı dolayısıyla tüm okurları heyecanlandıracak gibi görünüyor.
Hikaye başlangıcı Supergirl sayı 26 da.







Çapa Öncesi Facebook'ta

Sanatta hiçbirşey evrenin oluşumu gibi büyük bir patlama ile oluşmaz, yavaş yavaş, emek harcayarak yaratılır. Çapa üyeleri, Çapa öncesi neler yapmış diye merak ederseniz Çapa Facebook sayfamızda 1997 öncesi bölümünde 1990'ların başına uzanan üretimlerimizi görme şansı bulacaksınız. Tanıdık karakterler, hikayeler, Çapa öncesine bir çizgiroman arkeolojisi hissi yaratacak.


23 Eylül 2013

Dip: Dağıtım Güncelleme

internet satış mağazaları güncelleme:
İMGE
KİTAPYURDU
KÜLTÜRPEREST

Kitapçı raflarında:
Büyülü Dükkan, Kadıköy
Arkabahçe Çizgiroman, Beşiktaş
Dost, İnkilap ve İmge kitapevleri

11 Eylül 2013

DİP Büyülü Dükkan'da

Ağır dağıtımlı kitap DİP Kadıköyün mümtaz çizgiroman dükkanı Büyülü Dükkan'a ulaştı.
ilgili bağlantı
ve adres:
Caferağa mah.
Neşet Ömer sokak
no:3/C Kadıköy
İstanbul
tel:0216 345 14 06

8 Eylül 2013

İki Kalbin Hikayesi

Çocuk yumuşacık yatağında uyuyordu. Terry ileride bütün bu yaşananları hatırlayıp hatırlamayacağını düşündü. Küçükken yaşadıklarını ve nereden geldiğini hatırlamazsa büyük bir kayıp olacağını hissediyordu. Buradakilere dehşet veren varoluşları onlar için zamanında ne sıradandı. Ve şimdi uyuyan çocuğun o  karanlık diyarı,  tüm o yokluğu, belirsizliği, açlığı, o müthiş savaşı, tüm bunları unutacak olması bir kayıptı. Eksik bir temel taşı gibi.  “Her çocuk bir projedir” dedi kendi kendine “ve inşaa edilir” bu sözcük yani “proje” her seferinde olduğu gibi aklını kirli sakallı, uzun kara saçları dağınık o adama sürükledi. “proje “sözüyle alay ederdi. İnançsızlığı geleceğe yönelik planlar yapmanın yararsızlığına evrilmiş, plan yapmak sanki önünde uzanan uzay-zamanda açık bir yara yaratmak gibi gelmişti ona. Ve gelecek tuzlu bir şeydi, açık yaraları gördüğünde üzerine basmaktan geri durmazdı. Tüm bunlar, umutlardan uzak durarak kendini korumaya çalışan yetişkin bir çocuk olduğunu düşündürüyordu. Çok yalan duymuş, artık  geleceğe dair yeminler duymak istemeyen, ve kelimelerin teminatlarına kulaklarını tıkayan bir çocuk.
O adam-çocuğun geçmişteki bir deneyiminde takılı kalmasının yanlış olduğunu bilirken, içeride uyuyan çocuğun geçmişini unutacak olması neden bu kadar rahatsız ediyordu onu? Çocuk artık bulunduğu bu cennette büyüyecekti ve aşağıda her ne kadar sıcak, güvende ve sevilerek büyütülmüş olsa da o karanlık ülkeyi unutması en doğalıydı.
Hem burada doğan çocuklara asla benzemeyecekti. O adamın kederli gözlerinden bir bakış ödünç almıştı sanki. Diğer çocuklarla beraber oyun oynarken onları izliyor ve artık bu sağlıklı, tombul çocuklar arasında ayırd edilemez olmasını umarken, küçük kızı kara düz saçları ve şaşıran gözleri ile oyunu bir tür umarsız kaosa ve gereksiz tahribata dönüştüren arkadaşlarına bakarken yakalıyordu. Diğerleri oyun saatinin sonunda sanal gerçekliğe bağlanıp başka türlü bir dünyada kimbilir ne tür vahşi oyunlar oynamaya devam edeceklerdi.  Sanki herkes, bu cennette bile herkes, bir başka aleme ihtiyaç duyuyordu. Oysa aşağıdan gelenlerin bu dünyada çok revaçta olan sanal gerçekliğe hiç bağlanmadıkları dikkatini çekiyordu. Onların öte dünyası başka bir yerdi çünkü. Buradaki çocuklar mekanik mucizelerle ideal sıcaklıkta, ideal protein dietleri ve mutlak bir güvenlik içinde yetiştiriliyordu. Evebeynleri ile isteklerinin karşılanması arasında bir bağ asla kurulmuyordu. Onlara şehir bakıyordu.  Şehir kendi çocuk çiftliğini kurmuştu sanki. Şehrin küçük yan projesi diye mırıldandı. Bu sefer  kelime başka bir anlam taşıyordu sanki. Hep aklında kırık bir gülümseme yaratan kelime, şimdi aynı harflerle yazılan başka bir kelimeydi. Aynı taşlarla inşaa edilen birbirinin aynısı iki bina. Yenisinin içinde yaşayan şey varlığı ile kış gibiydi. Terry, sıcak tonlarla aydınlatılan odanın mükemmel ısı ve nem dengesine rağmen titredi.   
Terry inançlı biriydi. Geleceğini inşa etmeye inanırdı, aynı bir çocuk gibi. Kendisinin gördüğü ve anladığı çoğu şeyi diğerlerinin görmediğini, alışkanlığın doğası içinde kabul ettiklerini biliyordu. Şekilleri görüyor ve bunların isimlerini biliyorlarsa gerisini umursamıyorlardı. İnce boynunun üzerinde alev gibi dalgalanan  saçları ile bu genç kadın ise şekiller arasında görünmez bağlar kuruyor, olaylar arasında ince sebep sonuç ipleri arıyordu. Gördüğü şeyler sonunda bir fikir oluşturuyor ve buna mutlak bir inançla bağlı kalıyordu. Savaştan önce aşağıda yaşananlar da bu yüzdendi.  Ve daha aşağıda yaşananlar. Şimdi bunu düşününce, herkesin iki dünyası varken benim üç var diye düşündü. Bu yararsız gözlemi aklından silindi gitti sonra.
Tekrar çocuğa çevirdi zihin akışını. Bir sonuca ulaşıp rahatlayamayacağını biliyordu ama kendine engel olması mümkün değildi. Bilinmez bir şeydi çocuk. Sabahları gülümsüyerek uyanıyordu ve Pırılkızı kendisini ve köpeği gezdirmesi için ikna etmesi on dakika sürüyordu. İnleyen beyaz tiftik tüylü bir köpek ve alt dudağını sarkıtan bir kız çocuğu kadar ikna edici hiçbirşey olamazdı. Pırılkız’la Boncuk'un eski düşmanlıkları unutulmuştu. Günün ilk keşfine beraber uçuyorlardı.
Terasa çıktı. Gece mucizesini konuşturuyordu yine. Lacivert bir kadifeye yayılı o elmaslar parıldıyordu yukarıda ve şehir onun devamı gibi kendi ziynetlerini sergiliyordu  gösteriş içinde. Hava bir bahar gecesinin diri ve serin havasıydı.  Uyumam lazım diye düşündü genç kadın, şu kafamı durdurabilirsem uyuyacağım da. Uyku hala çok uzaktaydı.
Terasın köşesinde aşağıya bakan küçük çocuğu gördüğünde dondu kaldı.
Aicha?”
“ne oldu tatlım, sen uyumuyor muydun?”
Bakışlarını aşağıdan çevirmeden “rüya gördüm” dedi Aicha. Tombul kırmızı yanaklarında gece karanlığında bile belli olan parıltılı bir iz vardı. “tatlımm kötü rüya mı gördün?” diyerek yanında dizlerinin üzerine çöktü Terry.
“yoo, kötü diil.” dedi kız.
Yüzünde yine o derin ve insana ağlama isteği veren gülümseme ile kadına baktı çocuk. “Onları gördüm, beraber mantar toplamaya çıkmışız. Ama şarkı da söylüyoruz. Teneke beni sırtında taşırken, Adem, KY ile sepeti taşıyanın arada toplanan mantarları yemesinin normal olduğu konusunda kavga ediyor.”
Kız ve kadın beraber gülümsüyorlar şimdi.
Başı öne düştü küçük kızın. “özlüyorum” dedi hıçkırarak.
“biliyorum tatlım” dedi Terry, sıkıca sarılıp küçük kıza ”biliyorum

Terry’nin zihninde Şehrin bu çocuğu fethedemeyeceğini bilgisi  bir yangın gibi parladı tam o anda.  Makineler ve refah çürütemeyeceği bir şeyle karşı karşıyaydı bu sefer. “Kalbini ortadan kırıp iki dünyaya vermiş bir minik kız” diye düşündü  “bambaşka bir güç taşıyor içinde.

Yıldızlar dalgalandı. Işık şehrinde gece vakti.

5 Eylül 2013

Yıldıray Earth 2 'de

Paul Levitz (DC tarihçisi, yazarı ve eski yayıncısı) tarafından yazılıp Yıldıray tarafından çizilen Earth 2 sayı15 / Desaad #1 çıktı.

DCde bu ay "kötü adam" ayı ilan edildiği için çoğu dergi kötü adamların eline geçti. Kapaklarında boy gösterdikleri dergiyi kendi adlarıyla  yeniden tanımlıyorlar. (Desaad sayı 1 ibaresi buradan geliyor)
Kötü karakterin spot altına alındığı yada onun gözüyle anlatılan hikayeler bunlar.
DC evreninin en korkulan kötüsü Darkseid'ın işkencecibaşı olan Desaad, bu hikayede kötücül gücünün erişemediği bir şey buluyor.

Earth 2 ile birlikte Yıldıray bu ay iki dergide birden arzı endam etti. Bakalım daha neler gelecek?

29 Ağustos 2013

Yıldıray Batman Superman'de

ABD'de dün çıkan Batman Superman dergisinin 3. sayısında tanıdık bir isim var. Greg Pak tarafından yazılıp, Jae Lee tarafından çizilen serinin bu ayki sayısında Clark ve Bruce'un çocukluktaki karşılaşmalarını anlatan bölümde Yıldıray sanatını konuşturuyor.

Kansas'taki çiftliğin uçsuz bucaksızlığı, henüz kaderlerine yazılı adalet savaşından uzakta bu iki oğlanın karşılaşmasına arkaplan yaratırken yaşamlarının ufkuna dair garip bir hissiyat da yansıyor panellere.
Çizen fırçanın ufku gibi, müthiş bir gelecek yaklaşıyor bu yana.

23 Ağustos 2013

Yıldıray Mutfağı Büyülü'de

Yıldıray'ın 2012 sketchbook'u KITCHEN kısıtlı bir adette BÜYÜLÜ DÜKKANda.

bilgi için tıklayınız.

21 Ağustos 2013

DİP Çıktı !

Çapa Çizgiroman Grubundan yeni bir kitap; DİP !

Henüz dağıtımı tamamlanmadı. Dağıtım noktaları netleştikçe buradan listeleyeceğiz.
Kitabın konusu ise şöyle;
Evinde sorunlar yaşayan bir mafya reisi, bir bara baskınına gittiğinde kendini bambaşka bir “yeraltı dünyasında” bulur.
Bu dünyadan kendini ve adamlarını kurtarabilmesi için cehenneme bir yolculuk yapması ve geri gelmesi gerekecektir.

DİP ! Hastalıklı sahiplenmelerin karanlığında dibe sürüklenen ruhlar üzerine kaba fırça darbeleriyle bir hikaye.

DİP
ISBN 978-605-4777-14-3
İstanbul, Ağustos 2013
Kapak + 106 sayfa, siyah beyaz

İnternet Satış Noktaları


19 Ağustos 2013

Mahmud Asrar'ın Supergirl'üne Ödül

İngiltere'de 11-16 yaş arası öğrencilerin oylarıyla belirlediği "The Stan Lee Excelsior Award" organizasyonunda Mahmud'un çizdiği ve DC Comics'in 52 furyasında yenilenen karakterlerinden olan Supergirl'ün ilk cildi birinciliğe değer bulundu. (dibine kadar hem de)

Bu ödülün güzel tarafı, katılımcı okullarda kütüphaneci veya ilgili öğretmen tarafından öğrencilerin okumasına sunulan 8 grafik roman üzerinden seçimin dolaysızca öğrenciler tarafından yapılması. Yani gelecek nesillerin çizgiroman okuma alışkanlıkları desteklenirken, yaşlarına uygun seçeneklerle yönlendirme de yapılıyor. 

Artık tescillendi; Biz yetişkinlerin (he heh) ve  11-16 yaş aralığındaki çocuklar/gençlerin okumaktan keyif aldıkları bir çizgiroman Süpergirl. (bu da bayağı geniş bir yaş aralığına tekabül ediyor evlatlarım. ah siyatiklerim ahh)


Ayrıntılı bilgi için tıklayın

6 Ağustos 2013

Karabasan: Damlalar Gölge'de

Haziran sayısında ilk yarısı yayımlanan Damlalar hikayesinin diğer yarısı bu ay Gölge e-derginin ağustos  (sayı 71) sayısında yayımlandı.

Dergiye ulaşmak için tıklayın.

25 Temmuz 2013

Bildiğimiz Şeyler

Birisi size “Onları dava ettim” dediğinde kafanızda adalet arayışında bir mağdur ve onun karşısında bir suçlu fikri oluşur. Politikacıların ağzından işlerine geldiğinde duya geldiğiniz“suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” (masumiyet karinesi) düsturu sosyal ilişkilerde pek işlemez. Karşınızda “Fikirlerimi çaldılar, ben de dava ettim onları!” diyen biri varsa hemen dersiniz ki “Haklı olmasa uğraşır mı? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı?”
Kimse bu duruma sorgulayıcı bir bakış açısıyla yaklaşmaz. Dava sonucu beklemek bir yana, bahsedilen eserleri okuyup kendi kararınızı vermeye de niyetlenmez. Elle tutulur kanıt olup olmadığını umursamadan karşısındaki ile empati kurar, hırsıza söversiniz. Sözde Mağdurun (SM) uzun uzun anlatacağı hikâyeler, malsız kalmış dedikodu pazarında kapış kapış gider.
Dünyada binlerce iyi yazar varken, bula bula onun fikirleri çalınan SM, camiada başka bir gözle bakılır olur. Öyle ya, birileri onun fikrini çaldığına göre onda bir cevher gizli olsa gerek. Meyva hırsızı kuru dala çıkacak değil ya!
Hele ki sevgili SM ağzı laf yapan, kelimeleri birbiri ardına kurnazca dizme yeteneğine haiz biriyse, “gerçek” kimsenin yüzüne bakmadığı zavallı bir yetim gibi köprü altlarında gizlenir, “miş gibi”ler saraylarda ağırlanır.
Gerçek, kimsenin de umurunda değildir aslında. Üstü örtülmüş, tanınmaz hale gelinceye dek dövülmüş, çamurların altına gömülmüştür. Muteberleşme yolunda ilk fırsatı veren bu mezar unutulur gider.
Fakat zaman geçer, yağmurlar yağar, çamur akar gider.
Gerçek, öldürmesi zor bir şeydir dostlar.
 ---
Karabasan: Kehanet çizgiromanımız, 2003 yılının Temmuz ayında çıktı. Aynı yılın eylül ayında Ümit Kireççi, intihal (fikir hırsızlığı) suçlamasıyla bizi dava etti. Karabasan’ın senaryosunun Sürgün hikayesinden çalındığını iddia ediyordu.
Yedi yıl sonra 15/10/2010 tarihinde İstanbul 1. Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesinde lehimize karar alınarak, çizgi romanımızın intihal olmadığına karar verilerek Ümit Kireççi’nin tüm iddiaları red edildi.
Başlangıçtan beri dava sonucunu bekleyerek sessiz kalmıştık ve karar üzerine dava sonucunu yazılı olarak duyurduk.
Fakat ÜK henüz dava sonuçlanmadı diyerek bizi şaşırttı ; Mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi için Yargıtay’a başvurmuştu. Yagıtay yaptığı inceleme de İstanbul 1. Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin kararını yerinde bularak ONANMASINA karar verdi. Artık hukuk yolu kapanmıştı.
Tam 10 yıl süresince ilk başta bahsettiğimiz yaklaşım nedeniyle tahakküm altında kaldık, fikir hırsızlığı çamuruyla lekelendik.
O halde bizi aşağılarken, birilerini mazlum ve çalmaya tenezzül edilecek fikirlerin sahibi olarak yücelten bu suçlamadan bahsetmenin zamanı geldi artık.
Ü.K. dava sürecinde 100 sayfaya yakın dilekçe ve dilekçe eki yazdı. Ama suçlamasının özü her dilekçesinde tekrarlanan ve tam hali ilk 02/06/2004 tarihli dilekçesinde yer alan 20maddeydi. Yani bu 20 maddelik liste, sözde fikir hırsızlığının delillerini açıklıyordu. Çizgiroman ve senaryo uzmanı Ü.K. ilk 2 maddede şöyle diyordu:
“ 1)  Sürgün 2 Ankara’nin genel bir planıyla başlar ve şehrin Ankara olduğu daha da vurgulamak için Anıtkabir gösterilir. Karabasan’da da aynı amaç güdülerek ilk kare Galata kulesi ve Boğaz köprüsü olarak değiştirilmiştir.
2) öykü gizemi arttırmak için gece başlatılır, yine gecedir.
....”
Listenin geri kalanı her iki işi de okumamış kişiler için pek bir şey ifade etmeyecektir. Detaya giren, tipik çizgiroman ve fantastik/korku janrının gereçlerini sıralayan diğer maddelerle canınızı sıkmayacağız ama 20 çalıntı noktanın ilk ikisi buydu işte;
iki hikayenin de gece,  şehir görüntüsüyla başlaması !”
Başka söze gerek var mı?
Dava dosyası, doğal olarak bilirkişi kurullarınca incelendi. Toplamda 3 Bilirkişi heyeti  9 bilirkişi ve toplam 5 bilirkişi kurul  raporunun hemfikir olması sonucunda mahkeme hakimi kaçınılmaz olarak lehimize karar verdi.
Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda karar  aynı şekilde onandı.Üzerimize atılı itham asılsızdı!
Hikayenin sonu. 
Terazinin bir yanında bir kişinin iddiaları, diğer yanda 9 bilirkişi, 5 bilirkişi raporu, bir mahkeme, bir yüksek mahkeme kararı. Mesnetsiz sözlere kanmış, sözkonusu işleri elerinde tutup okuyarak kendi kararlarını oluşturma fırsatı bulmamış arkadaşlar,  bunca yıl sonra teraziye bakıp cevap verin lütfen; Bu hikayede kim suçlu, kim mağdur?
---
Biz zaten biliyorduk ama bilmeyenlere haber verelim dedik;
Karabasan, Yıldıray Çınar ve Hakan Tacal tarafından yaratılan özgün bir işti ve hep öyle kaldı.
Okuyanlar bilir.


 PS. Lütfen Sürgün dönemine dair gelişi güzel ortaya atılan kirli bilgilere itibar etmeyin, yüksek sesle konuşan tek bir kişinin hayallerini, sessiz dört kişinin gerçeklerinden üstte tutmayın. En azından Sürgün hikâyesinin yaratıcısı ve 1. Sayı senaristi Suat Efe Us’a ayıp etmiş olursunuz.    

18 Temmuz 2013

Bitti Biter

Güzelim Çapa külliyatımız stokta tükendi.

Çapa Çizgiroman  Grubunun 10.yılını vesile ederek çeşitli fanzinlerinde yayımlanmış işleri derleyip toplayarak 400 sayfalık kocaman bir fanzin çizgiroman antolojisi olarak sunduğu ÇAPA, Pandora gibi büyük kitabevi sistemlerinde artık "Tükendi" etiketiyle işaretlendi.

"Ne mutlu kütüphanemde ÇAPA var diyene" özlü sözüyle noktayı koyalım.  :)

26 Haziran 2013

Yıldıray DRAW'da

Amerika'da Çizgiroman kültürü üzerine önemli periodik yayınlar ve kitaplar çıkartan saygın bir yayınevi olan Twomorrows Publishing'den çıkan ve çizgiroman sanatının çizerlik kısmına yoğunlaşan Draw dergisi bu ay çıkan 25. sayısında Yıldıray Çınar'ı konuk ediyor.

Kapakta "DC'nin Yükselen Yıldızı" olarak tanıtılan Yıldıray söyleşisi, kendisi de emektar bir çizer olan Mike Manley tarafından yapılmış. Söyleşide Yıldıray'ın sanat geçmişi ve çizgiromana bakışı ayrıntılarıyla ele alınıyor. Bu söyleşinin ekinde Yıldıray'ın elinden çıkmış nefis işler de okuyucuların gözlerini şenlendiriyor.
Dergiyi fiziki yada e-dergi olarak ilgili sitesinden satın alabileceğiniz gibi önokuma pdf dosyasını da inceleyebilirsiniz.

Şiddete karşıyız ama bunu şiddetle tavsiye ediyoruz.

6 Haziran 2013

Karabasan Gölge'de

Gölge e-derginin Haziran sayısında eski bir dost arz-ı endam ediyor. Kapaktaki Yıldıray Çınar imzalı illüstrasyon sürprizi açık ediyor zaten. Dile kolay 10 yıl önce gazete bayilerinde boy gösteren Karabasan farklı mecralarda  bir iki kez görünse de kendini karanlıklarda tuttu çoğunlukla.

"Kehanet albümü dışında nerede görüldü ki?" diye sorarsanız hemen bir bilgi güncellemesi yapalım:
* Altyazı Sinema Dergisi sayı 25 eki Strip dergisinde "Ölümün Küçük Salonu" hikayesi (ocak 2004)
* Çapa Çizgiroman Grubu Sunar fanzinimizin 2. sayısında isimsiz hikaye (haziran 2005) (daha sonra Çapa külliyatında toplandı)
* Tam Macera dergisi 2 sayıda  "Önce Botlarını Bağla" hikayesi (Mayıs 2007)

Şimdi ise Gölge e-dergide iki bölümlük Damlalar hikayesinin ilk bölümü Yıldıray ve Hakan eli ile karşınızda.

Ayrıca geçen ay 4 Mayıs 2013'de Kadıköy Büyülü Dükkan'da yapılan İvan Reis - Mahmud Asrar - Yıldıray Çınar imza günü üzerine Zeynep Bayraktar'ın izlenimleri "Bir İmza Gününden Arta Kalanlar" yazısında aktarılıyor.


Dergiyi okumak için Gölge dergi sitesinde yönlendirmeler mevcut.

11 Mayıs 2013

Gio 2013'de Karabasan

27 Nisan gecesi İstanbul Beyoğlu'ndaki İtalyan Kültür Merkezi salonunda düzenlenen FABİSAD Gio Ödüllerinde İllüstrasyon dalında birincilik ödülü Karabasan çalışmasıyla Mehmet Özen (Memed)'e verildi.


Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından gelenekselleşmesi düşünülerek bu yıl ilki verilen ödül, duayen yazar Giovanni Scognamillo onuruna Gio ödülleri olarak adlandırıldı ve Roman, Hikaye ve İllüstrasyon dallarında veriliyor. İllüstrasyon dalında yerli hayali karakterlerin görselleştirilmesi isteniyor ve bu ilk yıl bizleri gururlandırarak bir Karabasan illüstrasyonu yaratan Memed ilk ödüle layik görüldü.



ilgili bağlantılar:
Fabisad , Memed , Karabasan

7 Şubat 2013

Almanya Comics Action

2012 Ekim ayına ait Almanya'da bir fuar manzarası. Arkadaki Mahmud ve Yıldıray. Öndeki arkadaş ise Greg Capullo... vay vay vayy

22 Ekim 2012

Yıldıray ve Mahmud KIRMIZI'da

Yıldıray ve Mahmud Hürriyet Kırmızı derginin Ekim sayısında spot ışık altında. Okumak için www.kirmizidergi.com


20 Ekim 2012

Kosova Notları


Bir odaya iki İtalyan, iki Makedon, iki Türk ve bir Kosovalıyı koyarsanız ne konuşurlar? Bir eylül gecesi Gani’nin Prizren’deki odasında iseler cevap basit; çizgiroman! Yer yer tarzancanın en koyu şivesiyle üstelik.
Plaketlerin verildiği törenden bir görünüm (sağda Fabiano)
O keyifli geceye geçmeden önce baştan başlayayım en iyisi.
Balkanları ilk görüşüm güneşli, sıcak bir Eylül sabahıydı. Doğu Avrupa’nın ırksal ve dinsel nefret acılarından payına düşeni yaşamış bölgesi Balkanların tam göbeğinde, eski Yugoslavya’nın bağımsızlığını en son kazanan parçasına; Kosova’ya dağların arasından çalkalanarak alçalan bir uçaktaydık. Biraz uyku biraz korku belasına kapalı tuttuğum gözlerimi açıp pencereden baktığımda gördüğüm bir Haziran Anadolusundan farksız bir platoydu. Yıldıray ile beraber Prizren’de bu yıl sekizincisi düzenlenen Kosova Çizgiroman Festivaline katılmak üzere bu yolculuğa çıkmıştık.
Yeni cumhuriyetin başkenti Priştina’ya onbeş dakika uzaklıkta küçük bir havalimanı olan Adem Jashari havalimanından bizi alan şöförümüz minareli köylerin dağıldığı bir ovadan, yeşil dolambaçlı bir dağdan, ENKA’nın yapmakta olduğu Priştina-Tiran otobanının bir bölümünden geçirerek bir saat içinde Prizren’e ulaştırdı bizi.

Tepedeki büyük kalenin gözetiminde akan Akdere’nin kıyısında uzanan Prizren iki üç katlı şirin binaları, Arnavut kaldırımlı Şadırvan bölgesi, birbirine sokulmuş küçük dükkanların sıralandığı caddeleri, hatta çevresini saran Şar dağlarının yeşili ile Yıldıray’a Kastamonu’yu hatırlattı.
Şehrin sürprizleri bu fiziksel benzerlikten ibaret değildi. Evimizden kilometrelerce uzakta, sınır komşumuz olmayan bu ülkedeki otelimizde bizi Silifke oyunhavası karşıladı. Otelin restaurantında şıkır şıkır hanımlar beyler gerdan kırıp, bıkkın sünnet çocuğunu unutmuş kendilerinden geçiyordu. Odamıza çıktığımızda da aynı desibelde bize eşlik eden bangırdı Silifke’den çıkmış, Karadeniz türkülerine doğru akıyordu. Yabancılık beklerken Prizren bizi ters köşeye yatırmıştı. Türk nüfusun azımsanmayacak oranda olduğu, Türkçenin her yerde konuşulduğu bir yerdeydik. Prizren’deki üç günümüzde sokakta gezerken,  köftemizi, kahvemizi söylerken hep kendi dilimizi kullandık.

Yerleştikten sonra etkinliğin merkezi olan eski Osmanlı hamam yapısına, adı üzerinde “Hamam”a gittik ve festivalinin organizatörü Gani (Sururi) ve diğer katılımcılarla tanıştık. Kıbrıs’tan karikatüristler  Mustafa Tozaki , Arif Ali Albayrak, İtalya’dan Dampyr çizerleri Alessandro Bocci, Fabiano Ambu, Makedonya’dan Nikola Temkov, Toni Anastasovski, Vesna Nichevska- Saravinova, Fransa’dan Cent Alanter, Kosova’dan Agim Krasniqi .

Ekip tamamlanınca hep beraber Belediye Başkanını ziyaret edip kahvesini içtik. Sonra yine Hamam’a dönerek Disney Fransa’da 7 yıl geriplan, layout, konsept sanatçısı olarak çalışmış olan Cent’in Tarzan ve Şaşkın İmparator  filmlerinin konsept defterleri üzerinden yaptığı sunumu izledik. Kadraj hareketleri, açık koyu değerinin dikkat odaklı olarak bir enstrümana dönüşünü gayet güzel açıkladı sağolsun.  
Akşam ise Belediye yetkililerinin, Kosova’da görevli NATO’ya bağlı KFOR subaylarının da katılımının olduğu bir açılış töreni ve müteakibinde kokteyl ile devam etti. Hamamın kubbeli iki ana mekanında sergilenen, Doğu Avrupa sanatçılarının ağırlıkta olduğu  yüze yakın illüstrasyon, karikatür, çizgiroman sayfaları ile zevkli bir seçki yaratılmıştı.

Bu noktada ister istemez içinde bulunduğumuz yapı ile ilgili bir şeyler söyleme mecburiyeti hissediyorum. Belediyenin izniyle sergi mekânı olarak kullanılan Hamam, yapısal olarak sağlam şekilde ayakta durmakla birlikte sergileme için asgari aydınlatma düzeneği eklenmesi dışında oldukça ham bir alan. Keşke kaynak bulabilseler, hatta keşke Türkiye Cumhuriyeti bu Osmanlı yapısının yeniden işlevlendirilmesinde, müthiş bir sergi ve kültür merkezi haline getirilmesinde destek olsa diye düşünüp durdum. Açılışa gelen TSK mensupları ve Yunus Emre Vakfı yöneticileri ile temsil edilen Türkiye’nin manevi desteklerinin yanı sıra eserleriyle de iz bırakması güzel olurdu. Umarımız bir gün böyle güzel haberler de alırız. 

Pazar günü festivalin en zevkli günüydü, çünkü hepimizin eli kâğıda değdi, oturduk ve çizdik. Gerçi Mustafa (Tozaki) bey ilk andan itibaren hiç durmadan çevredeki herkesin karikatürlerini çizerek en çalışkan kalem ödülünü hak etmişti çoktan. Turist gibi gezinen biz avareler ise silkinip bugün özümüze döndük. Atölye çalışmasının yapılacağı saatte Yıldıray ile Hamam’a geldiğimizde Alessandro Bocci’yi çokta oturmuş Dampyr’i çizerken bulduk. Bocci daha sonra iyice fark edeceğimiz üzere ince işçiliği ve sabrı ile neredeyse gravür tarzı detaylı işler çıkarabilen bir sanatçı. Ülkemizde yayımlanan Dampyr süper cilt 8 ve 16’da çizdiği maceraları görebilirsiniz.

Bir diğer Dampyr çizeri Fabiano Ambu ise Bocci’ye nazaran daha genç ve  ham görünse de Bonelli’nin güncel standart kalitesini tuturan bir çizer. Ambu’nun çizdiği maceraların ülkemizde yayımlanması için daha yıllar var.

Yıldıray renkli bir Süpermen eskizi patlattığında herkes iyice kendine gelmişti. “DC süperstar” fısıltıları taş kubbede yankılandı. Kimi çizer arkadaşların yan odaya sessizce kaçıp kırmızı gözlerle çıktıkları dikkatimden kaçmadı. Yıldıray çizgisiyle hepimizi dövdüğünde “ben alıştım ülenn” dedim içimden.  Çizdik babam çizdik, sonra, kalktık dolandık, diğer çizer arkadaşların çizimlerine baktık.  Toni Anastasovski’nin mimari ve doğa izlenimleri ile kurguladığı çizimi de çok beğendim. Mustafa bey bu esnada gelen birilerini yakalamış onların karikatürünü çizip hediye ediyordu. Gani’nin festival defterine de herkes bir şeyler çizdi. Yıldıray bir Karabasan eskizi bile patlattı bu arada. Özlemişiz keratayı.
Şadırvan bölgesinde sohbetle geçen akşamın ardından Prizren’deki son gecemizde Gani’nin evine davetliydik. Alessandro ve Fabiano içinde Dampyr sayfa orjinallerinin de olduğu çizim klasörlerini getirmişti ve hepimiz balıklama atladık. Alessandro’nun tekniği ve sabrı olağanüstüydü. Orijinal çizim kolleksiyoneri olarak hayatımda ilk defa fumetti orijinal sayfası gördüm. Amerikan formatından küçük , yaklaşık 25x35 cm ölçüsündeydiler. Buna rağmen sayfadaki tek bir panel tüm sayfayı kaplasa dahi ayrıntısından bir şey kaybetmezdi, öylesine ince ince işlenmişti tüm paneller. Müthişti.

Eğlenceli sohbetimiz İtalyan arkadaşlarımızın İngilizce bilmemesi, Alessandro’nun Fransızca bilmesi, ancak bunun da Makedon Nikola’nın az Fransızca bilgisi ile pek faydası olmaması neticesinde ilginç bir Kapalıçarşı iletişimi ile geçiyordu. Anladık ki çizgiroman ortak dilimizdi ve gayet iyi idare ettik. Alessandro’dan bir “art booklet”, Fabiano’dan bir özgün baskı hediyesi alınca Kosova’ya gelirken yanımızda getirdiğimiz Çapa ve Gorajun nüshalarını sergi salonunda dağıtıp bitirmiş olmaktan hayıflandık. Sanırım sohbet özellikle Fransa’daki piyasa hakkında bilgilenmek açısından faydalıydı. Fransız piyasası şimdiye dek duyduğum en yüksek ücretleri veriyormuş. Buna karşılık yayıncı beklentisi açısından yüksek bir çıta oluşturduğu da kesin.  Bir diğer bilgi ise Sırpların fumettilerde İtalya’dan bir sayı geriden gelmeleri. Bizde hiç yayınlanmamış bir çok fumettinin Sırp baskılarını Gani’nin kütüphanesinde gördük. Sırbistan’da çizgiroman kültürü belli ki çok güçlü. Nikola, Hırvatistan’ın Makarska şehrinde düzenlenen Mafest ozganizasyonu için iyi şeyler söyledi. Makedonya’daki festival ise 7 yaşına giriyormuş.

Sırbistan ile Türkiye yayıncılığını karşılaştırmak moral bozucu da olsa, esas düşünülmesi gereken Balkanlardaki çizgiroman kültürüne ilişkin genel uyanıştı. İçimizdeki hayali kışkırtan bu Kosova deneyimi, sinemanın ötesindeki kültür faaliyetlerini destekleyen bir yerel yönetim desteğinin önemini ortaya koyuyor. Gani gibi azimli tek bir kişinin bile  pekala uluslararası katılımcılı bir çizgiroman festivali düzenleyebileceğini ispatlayan bir girişim. Bir de iki üç milyonluk ülkeler Kosova, Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan yedinci –sekizinci yılına giren çizgiroman fuarları, festivalleri yaparken yetmiş milyonluk ülkemizde böyle inatçı organizasyonların olmaması 500 adet basılan çizgiromanların sıkışıp kaldığı küçük mağaranın mübesilidir belki de. 

Darısı başımıza diyerek ayrıldım Balkanlardan.


Gezginler için notlar: vizeye filan ihtiyacınız yok. THY ve Pegasus sıklıkla uçuyorlar. Çantanızı sırtınıza vurup gidebileceğiniz bir ülke. Avrupa Birliğine üye olmasalar da para birimi olarak euro’yu kullanıyorlar.Dünyanın en yüksek yakıt, iletişim vs. vergilerine alışmış bizler için ekonomik bir ülke. Ve köfte… evet köfte!

* Hakan Tacal'ın Gölge e-derginin Ekim 2012 tarihli 61.sayısında yayımlanan yazısı. ilgili bağlantı için tıklayın.

26 Eylül 2012

Yıldıray: EARTH 2'de !

DC Comics'de Firestorm'u çizmekte olan Yıldıray 13. sayıdan itibaren dergiden ayrılıp, DC'nin bir başka önemli serisine; James Robinson'un yazdığı "Earth 2" dergisine geçiyor. Aralık 2012 itibariyle Earth 2'nun 7 ve 8. sayılarında (yanda nefis 8.sayı kapağında görüldüğü gibi) Yıldıray'ın çizimleri gözleri şenlendirecek.

3 Ağustos 2012

Yıldıray ile Hakan Kosova'da

Sekizincisi Eylül ayında düzenlenecek Kosova Çizgiroman ve Karikatür Festivaline Yıldıray ile Hakan konuk olarak katılacaklar.
Dört gün sürecek etkinlikte Avrupa'nın birçok ülkesinden sanatçılar katılacak.


17 Temmuz 2012

Koray Kuranel IMAGE COMICS'de

Jay Faerber'in yazıp Koray'ın çizdiği POINT OF IMPACT adlı dört sayılık mini seri Ekim ayında Amerika'da Image Comics tarafından yayımlanmaya başlıyor.

Güzel şeyler oluyor, daha da olacak...

16 Temmuz 2012

Yıldıray Çınar HARAKİRİ'de

Kutlukhan Perker önderliğinde tekrar yayın hayatına başlayan HARAKİRİ'nin temmuz ve ağustos aylarında bayide kalacak ilk sayısında Yıldıray da yer alıyor. Değişik sayfalarda karşınıza çıkacak işlerinde klasik çizgiromanın çini -fırça- tram tadını keskin bir mizahla harmanlıyor.
Dergi uzun yıllar sonra yeni bir "En Kahraman Rıdvan" macerası çizen Bülent Arabacıoğlu'nın da varlığıyla Türk çizgi camiasının müthiş bir seçkisi olmuş durumda.
Kaçırmayın!