6 Şubat 2014
3 Şubat 2014
1 Şubat 2014
Mahmud Almanya'da, Dip AltEvren'de
Daha yeni Marvel ile kontrat yaptığı açıklanan Mahmud, şu günlerde çizmekte olduğu Wolverine and The X-Men serisi ile Marvel'in en dikkat çeken çizerlerinden biri olarak zirveye oynuyor.Mahmud gelecek ay çeşitli imza etkinliklerine katılmak üzere bir Almanya turnesi yapacak. Program aşağıda.
Leipzig
Comic Combo
Hannover
Hannover
Comix Hannover
19 Mart, 16:00 - 18:30
Bochum
Mr.C Comics
20 Mart, 16:00 - 18:30
Bonn
Bonner Comic Laden
21 Mart, 15:00 - 17:30
Esslingen
Esslingen Sammlerecke
22 Mart, 12:00 - 14:30
Öte yandan kayıp kitabımız DİP hakkında AltEvren Gurme'de bir yorum yazısı yayımlandı. Bağlantı burada.
30 Ocak 2014
27 Ocak 2014
25 Ocak 2014
Yıldıray Supergirl'de, Mahmud Marvel'de
Yıldıray, DC Comics'in yeni Supergirl serisinde 26. sayı ile başladığı macerasına bu ay çıkan 27. sayı ile devam ediyor. Aksiyon aksiyon aksiyon. Müthiş hareketli bir hikaye.
Mahmud'un Marvel ile sözleşme imzaladığı ilan edildi (oleyyy!) ve Hulk'tan sonra bir başka önemli seri olan Wolverine & The X-Men çizerliğine başladı. Yazar Jason Latour. Hulk ve Supergirl kapaklarındaki nefis grafik hissiyat piyasada dikkat çekiyor.
Tembellik sebebiyle yayınlanmayan Oyunparkının bir bantı ise aşağıda. Hadi bakalım :)
30 Ekim 2013
Mahmud Marsilya'da
27 Ekim 2013
27 Eylül 2013
Haberler
Mahmud HULK'ta
DC'de Supergirl'u yeniden tanımlayan Mahmud, Marvel'i de fethedmeye hazırlanıyor. Hatta çoktan başladı bile. Bu yıl içinde prestijli yazarlardan Brain Wood (DMZ) ile Ultimate Comics X-Men'de fenomen karakterlere can veren Mahmud, Aralık başı çıkacak Hulk yıllığının çizerliği ile efsane yazarlardan Mark Waid'in de gözüne girmiş gibi görünüyor. Röportajlarında Mahmud'un yeteneklerini öven Waid tek başına değil.Yanda Mahmud'un çizdiği Indestructible Hulk sayı 17 kapağını görüyorsunuz.
Sloganımız neymiş; Sadece güzel kadın değil, güzel tasarım da Mahmud'dan sorulur.
Yıldıray Supergirl'de
DC'de ise Yıldıray yeni Lobo'nun arzı endam edeceği Supergirl hikayesinin çizerliği görevini aldı. Yeni bir yıldız yazar olan Tony Bedard'ın kaleminden çıkan macera tüm DC evreninin en acımasız uzaylısı dolayısıyla tüm okurları heyecanlandıracak gibi görünüyor.Hikaye başlangıcı Supergirl sayı 26 da.
Çapa Öncesi Facebook'ta
Sanatta hiçbirşey evrenin oluşumu gibi büyük bir patlama ile oluşmaz, yavaş yavaş, emek harcayarak yaratılır. Çapa üyeleri, Çapa öncesi neler yapmış diye merak ederseniz Çapa Facebook sayfamızda 1997 öncesi bölümünde 1990'ların başına uzanan üretimlerimizi görme şansı bulacaksınız. Tanıdık karakterler, hikayeler, Çapa öncesine bir çizgiroman arkeolojisi hissi yaratacak.26 Eylül 2013
23 Eylül 2013
Dip: Dağıtım Güncelleme
internet satış mağazaları güncelleme:
İMGE
KİTAPYURDU
KÜLTÜRPEREST
Kitapçı raflarında:
Büyülü Dükkan, Kadıköy
Arkabahçe Çizgiroman, Beşiktaş
Dost, İnkilap ve İmge kitapevleri
İMGE
KİTAPYURDU
KÜLTÜRPEREST
Kitapçı raflarında:
Büyülü Dükkan, Kadıköy
Arkabahçe Çizgiroman, Beşiktaş
Dost, İnkilap ve İmge kitapevleri
19 Eylül 2013
16 Eylül 2013
12 Eylül 2013
11 Eylül 2013
DİP Büyülü Dükkan'da
Ağır dağıtımlı kitap DİP Kadıköyün mümtaz çizgiroman dükkanı Büyülü Dükkan'a ulaştı.
ilgili bağlantı
ve adres:
Caferağa mah.
Neşet Ömer sokak
no:3/C Kadıköy
İstanbul
tel:0216 345 14 06
ilgili bağlantı
ve adres:
Caferağa mah.
Neşet Ömer sokak
no:3/C Kadıköy
İstanbul
tel:0216 345 14 06
9 Eylül 2013
8 Eylül 2013
İki Kalbin Hikayesi
Çocuk yumuşacık yatağında
uyuyordu. Terry ileride bütün bu yaşananları hatırlayıp hatırlamayacağını
düşündü. Küçükken yaşadıklarını ve nereden geldiğini hatırlamazsa büyük bir
kayıp olacağını hissediyordu. Buradakilere dehşet veren varoluşları onlar için zamanında
ne sıradandı. Ve şimdi uyuyan çocuğun o
karanlık diyarı, tüm o yokluğu, belirsizliği,
açlığı, o müthiş savaşı, tüm bunları unutacak olması bir kayıptı. Eksik bir temel taşı gibi. “Her çocuk
bir projedir” dedi kendi kendine “ve inşaa edilir” bu sözcük yani “proje” her
seferinde olduğu gibi aklını kirli sakallı, uzun kara saçları dağınık o adama
sürükledi. “proje “sözüyle alay ederdi. İnançsızlığı geleceğe yönelik planlar
yapmanın yararsızlığına evrilmiş, plan yapmak sanki önünde uzanan uzay-zamanda
açık bir yara yaratmak gibi gelmişti ona. Ve gelecek tuzlu bir şeydi, açık
yaraları gördüğünde üzerine basmaktan geri durmazdı. Tüm bunlar, umutlardan
uzak durarak kendini korumaya çalışan yetişkin bir çocuk olduğunu
düşündürüyordu. Çok yalan duymuş, artık geleceğe
dair yeminler duymak istemeyen, ve kelimelerin teminatlarına kulaklarını
tıkayan bir çocuk.
O adam-çocuğun geçmişteki bir
deneyiminde takılı kalmasının yanlış olduğunu bilirken, içeride uyuyan çocuğun
geçmişini unutacak olması neden bu kadar rahatsız ediyordu onu? Çocuk artık
bulunduğu bu cennette büyüyecekti ve aşağıda her ne kadar sıcak, güvende ve
sevilerek büyütülmüş olsa da o karanlık ülkeyi unutması en doğalıydı.
Hem burada doğan çocuklara asla
benzemeyecekti. O adamın kederli gözlerinden bir bakış ödünç almıştı sanki. Diğer
çocuklarla beraber oyun oynarken onları izliyor ve artık bu sağlıklı, tombul
çocuklar arasında ayırd edilemez olmasını umarken, küçük kızı kara düz saçları
ve şaşıran gözleri ile oyunu bir tür umarsız kaosa ve gereksiz tahribata
dönüştüren arkadaşlarına bakarken yakalıyordu. Diğerleri oyun saatinin sonunda
sanal gerçekliğe bağlanıp başka türlü bir dünyada kimbilir ne tür vahşi oyunlar
oynamaya devam edeceklerdi. Sanki
herkes, bu cennette bile herkes, bir başka aleme ihtiyaç duyuyordu. Oysa
aşağıdan gelenlerin bu dünyada çok revaçta olan sanal gerçekliğe hiç
bağlanmadıkları dikkatini çekiyordu. Onların öte dünyası başka bir yerdi çünkü.
Buradaki çocuklar mekanik mucizelerle ideal sıcaklıkta, ideal protein dietleri
ve mutlak bir güvenlik içinde yetiştiriliyordu. Evebeynleri ile isteklerinin
karşılanması arasında bir bağ asla kurulmuyordu. Onlara şehir bakıyordu. Şehir kendi çocuk çiftliğini kurmuştu sanki.
Şehrin küçük yan projesi diye mırıldandı. Bu sefer kelime başka bir anlam taşıyordu sanki. Hep
aklında kırık bir gülümseme yaratan kelime, şimdi aynı harflerle yazılan başka
bir kelimeydi. Aynı taşlarla inşaa edilen birbirinin aynısı iki bina. Yenisinin
içinde yaşayan şey varlığı ile kış gibiydi. Terry, sıcak tonlarla aydınlatılan
odanın mükemmel ısı ve nem dengesine rağmen titredi.
Terry inançlı biriydi. Geleceğini
inşa etmeye inanırdı, aynı bir çocuk gibi. Kendisinin gördüğü ve anladığı çoğu
şeyi diğerlerinin görmediğini, alışkanlığın doğası içinde kabul ettiklerini
biliyordu. Şekilleri görüyor ve bunların isimlerini biliyorlarsa gerisini
umursamıyorlardı. İnce boynunun üzerinde alev gibi dalgalanan saçları ile bu genç kadın ise şekiller
arasında görünmez bağlar kuruyor, olaylar arasında ince sebep sonuç ipleri
arıyordu. Gördüğü şeyler sonunda bir fikir oluşturuyor ve buna mutlak bir
inançla bağlı kalıyordu. Savaştan önce aşağıda yaşananlar da bu yüzdendi. Ve daha aşağıda yaşananlar. Şimdi bunu
düşününce, herkesin iki dünyası varken benim üç var diye düşündü. Bu yararsız
gözlemi aklından silindi gitti sonra.
Tekrar çocuğa çevirdi zihin
akışını. Bir sonuca ulaşıp rahatlayamayacağını biliyordu ama kendine engel olması
mümkün değildi. Bilinmez bir şeydi çocuk. Sabahları gülümsüyerek uyanıyordu ve
Pırılkızı kendisini ve köpeği gezdirmesi için ikna etmesi on dakika sürüyordu.
İnleyen beyaz tiftik tüylü bir köpek ve alt dudağını sarkıtan bir kız çocuğu
kadar ikna edici hiçbirşey olamazdı. Pırılkız’la Boncuk'un eski düşmanlıkları
unutulmuştu. Günün ilk keşfine beraber uçuyorlardı.
Terasa çıktı. Gece mucizesini
konuşturuyordu yine. Lacivert bir kadifeye yayılı o elmaslar parıldıyordu
yukarıda ve şehir onun devamı gibi kendi ziynetlerini sergiliyordu gösteriş içinde. Hava bir bahar gecesinin
diri ve serin havasıydı. Uyumam lazım
diye düşündü genç kadın, şu kafamı durdurabilirsem uyuyacağım da. Uyku hala çok
uzaktaydı.
Terasın köşesinde aşağıya bakan
küçük çocuğu gördüğünde dondu kaldı.
“Aicha?”
“ne oldu tatlım, sen uyumuyor
muydun?”
Bakışlarını aşağıdan çevirmeden “rüya
gördüm” dedi Aicha. Tombul kırmızı yanaklarında gece karanlığında bile belli
olan parıltılı bir iz vardı. “tatlımm kötü rüya mı gördün?” diyerek yanında
dizlerinin üzerine çöktü Terry.
“yoo, kötü diil.” dedi kız.
Yüzünde yine o derin ve insana
ağlama isteği veren gülümseme ile kadına baktı çocuk. “Onları gördüm, beraber
mantar toplamaya çıkmışız. Ama şarkı da söylüyoruz. Teneke beni sırtında
taşırken, Adem, KY ile sepeti taşıyanın arada toplanan mantarları yemesinin
normal olduğu konusunda kavga ediyor.”
Kız ve kadın beraber
gülümsüyorlar şimdi.
Başı öne düştü küçük kızın.
“özlüyorum” dedi hıçkırarak.
“biliyorum tatlım” dedi Terry,
sıkıca sarılıp küçük kıza ”biliyorum”
Terry’nin zihninde Şehrin bu
çocuğu fethedemeyeceğini bilgisi bir
yangın gibi parladı tam o anda. Makineler ve refah çürütemeyeceği bir şeyle
karşı karşıyaydı bu sefer. “Kalbini ortadan kırıp iki dünyaya vermiş bir minik
kız” diye düşündü “bambaşka bir güç
taşıyor içinde.”
Yıldızlar dalgalandı. Işık
şehrinde gece vakti.
5 Eylül 2013
Yıldıray Earth 2 'de
Paul Levitz (DC tarihçisi, yazarı ve eski yayıncısı) tarafından yazılıp Yıldıray tarafından çizilen Earth 2 sayı15 / Desaad #1 çıktı.
DCde bu ay "kötü adam" ayı ilan edildiği için çoğu dergi kötü adamların eline geçti. Kapaklarında boy gösterdikleri dergiyi kendi adlarıyla yeniden tanımlıyorlar. (Desaad sayı 1 ibaresi buradan geliyor)
Kötü karakterin spot altına alındığı yada onun gözüyle anlatılan hikayeler bunlar.
DC evreninin en korkulan kötüsü Darkseid'ın işkencecibaşı olan Desaad, bu hikayede kötücül gücünün erişemediği bir şey buluyor.
Earth 2 ile birlikte Yıldıray bu ay iki dergide birden arzı endam etti. Bakalım daha neler gelecek?
DCde bu ay "kötü adam" ayı ilan edildiği için çoğu dergi kötü adamların eline geçti. Kapaklarında boy gösterdikleri dergiyi kendi adlarıyla yeniden tanımlıyorlar. (Desaad sayı 1 ibaresi buradan geliyor)
Kötü karakterin spot altına alındığı yada onun gözüyle anlatılan hikayeler bunlar.
DC evreninin en korkulan kötüsü Darkseid'ın işkencecibaşı olan Desaad, bu hikayede kötücül gücünün erişemediği bir şey buluyor.
Earth 2 ile birlikte Yıldıray bu ay iki dergide birden arzı endam etti. Bakalım daha neler gelecek?
2 Eylül 2013
31 Ağustos 2013
30 Ağustos 2013
29 Ağustos 2013
Yıldıray Batman Superman'de
ABD'de dün çıkan Batman Superman dergisinin 3. sayısında tanıdık bir isim var. Greg Pak tarafından yazılıp, Jae Lee tarafından çizilen serinin bu ayki sayısında Clark ve Bruce'un çocukluktaki karşılaşmalarını anlatan bölümde Yıldıray sanatını konuşturuyor.
Kansas'taki çiftliğin uçsuz bucaksızlığı, henüz kaderlerine yazılı adalet savaşından uzakta bu iki oğlanın karşılaşmasına arkaplan yaratırken yaşamlarının ufkuna dair garip bir hissiyat da yansıyor panellere.
Çizen fırçanın ufku gibi, müthiş bir gelecek yaklaşıyor bu yana.
Kansas'taki çiftliğin uçsuz bucaksızlığı, henüz kaderlerine yazılı adalet savaşından uzakta bu iki oğlanın karşılaşmasına arkaplan yaratırken yaşamlarının ufkuna dair garip bir hissiyat da yansıyor panellere.
Çizen fırçanın ufku gibi, müthiş bir gelecek yaklaşıyor bu yana.
23 Ağustos 2013
21 Ağustos 2013
DİP Çıktı !
Çapa Çizgiroman Grubundan yeni bir kitap; DİP !
Henüz dağıtımı tamamlanmadı. Dağıtım noktaları netleştikçe buradan listeleyeceğiz.
Kitabın konusu ise şöyle;
Evinde sorunlar yaşayan bir mafya reisi, bir
bara baskınına gittiğinde kendini bambaşka bir “yeraltı dünyasında” bulur.
Bu dünyadan kendini ve adamlarını
kurtarabilmesi için cehenneme bir yolculuk yapması ve geri gelmesi
gerekecektir.
DİP ! Hastalıklı sahiplenmelerin karanlığında dibe sürüklenen ruhlar üzerine kaba fırça darbeleriyle bir hikaye.
DİP
ISBN 978-605-4777-14-3
İstanbul, Ağustos 2013
Kapak + 106 sayfa, siyah beyaz
İnternet Satış Noktaları
19 Ağustos 2013
Mahmud Asrar'ın Supergirl'üne Ödül
İngiltere'de 11-16 yaş arası öğrencilerin oylarıyla belirlediği "The Stan Lee Excelsior Award" organizasyonunda Mahmud'un çizdiği ve DC Comics'in 52 furyasında yenilenen karakterlerinden olan Supergirl'ün ilk cildi birinciliğe değer bulundu. (dibine kadar hem de)
Bu ödülün güzel tarafı, katılımcı okullarda kütüphaneci veya ilgili öğretmen tarafından öğrencilerin okumasına sunulan 8 grafik roman üzerinden seçimin dolaysızca öğrenciler tarafından yapılması. Yani gelecek nesillerin çizgiroman okuma alışkanlıkları desteklenirken, yaşlarına uygun seçeneklerle yönlendirme de yapılıyor.
Artık tescillendi; Biz yetişkinlerin (he heh) ve 11-16 yaş aralığındaki çocuklar/gençlerin okumaktan keyif aldıkları bir çizgiroman Süpergirl. (bu da bayağı geniş bir yaş aralığına tekabül ediyor evlatlarım. ah siyatiklerim ahh)
Ayrıntılı bilgi için tıklayın.
Bu ödülün güzel tarafı, katılımcı okullarda kütüphaneci veya ilgili öğretmen tarafından öğrencilerin okumasına sunulan 8 grafik roman üzerinden seçimin dolaysızca öğrenciler tarafından yapılması. Yani gelecek nesillerin çizgiroman okuma alışkanlıkları desteklenirken, yaşlarına uygun seçeneklerle yönlendirme de yapılıyor.
Artık tescillendi; Biz yetişkinlerin (he heh) ve 11-16 yaş aralığındaki çocuklar/gençlerin okumaktan keyif aldıkları bir çizgiroman Süpergirl. (bu da bayağı geniş bir yaş aralığına tekabül ediyor evlatlarım. ah siyatiklerim ahh)
Ayrıntılı bilgi için tıklayın.
7 Ağustos 2013
6 Ağustos 2013
Karabasan: Damlalar Gölge'de
Haziran sayısında ilk yarısı yayımlanan Damlalar hikayesinin diğer yarısı bu ay Gölge e-derginin ağustos (sayı 71) sayısında yayımlandı.
Dergiye ulaşmak için tıklayın.
Dergiye ulaşmak için tıklayın.
25 Temmuz 2013
Bildiğimiz Şeyler
Birisi size “Onları
dava ettim” dediğinde kafanızda adalet arayışında bir mağdur ve onun karşısında bir suçlu
fikri oluşur. Politikacıların ağzından işlerine geldiğinde duya geldiğiniz“suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar,
kimse suçlu sayılamaz.” (masumiyet karinesi) düsturu sosyal ilişkilerde pek
işlemez. Karşınızda “Fikirlerimi çaldılar,
ben de dava ettim onları!” diyen biri varsa hemen dersiniz ki “Haklı olmasa uğraşır mı? Ateş olmayan
yerden duman çıkar mı?”
Kimse bu duruma sorgulayıcı bir bakış açısıyla yaklaşmaz. Dava
sonucu beklemek bir yana, bahsedilen eserleri okuyup kendi kararınızı vermeye
de niyetlenmez. Elle tutulur kanıt olup olmadığını umursamadan karşısındaki ile
empati kurar, hırsıza söversiniz. Sözde Mağdurun (SM) uzun uzun anlatacağı
hikâyeler, malsız kalmış dedikodu pazarında kapış kapış gider.
Dünyada binlerce iyi yazar varken, bula bula onun fikirleri
çalınan SM, camiada başka bir gözle bakılır olur. Öyle ya, birileri onun
fikrini çaldığına göre onda bir cevher gizli olsa gerek. Meyva hırsızı kuru
dala çıkacak değil ya!
Hele ki sevgili SM ağzı laf yapan, kelimeleri birbiri ardına
kurnazca dizme yeteneğine haiz biriyse, “gerçek” kimsenin yüzüne bakmadığı
zavallı bir yetim gibi köprü altlarında gizlenir, “miş gibi”ler saraylarda
ağırlanır.
Gerçek, kimsenin de umurunda değildir aslında. Üstü
örtülmüş, tanınmaz hale gelinceye dek dövülmüş, çamurların altına gömülmüştür.
Muteberleşme yolunda ilk fırsatı veren bu mezar unutulur gider.
Fakat zaman geçer, yağmurlar yağar, çamur akar gider.
Gerçek, öldürmesi zor bir şeydir dostlar.
---
Karabasan: Kehanet çizgiromanımız,
2003 yılının Temmuz ayında çıktı. Aynı yılın eylül ayında Ümit Kireççi, intihal (fikir hırsızlığı) suçlamasıyla
bizi dava etti. Karabasan’ın senaryosunun Sürgün hikayesinden çalındığını iddia
ediyordu.
Yedi yıl sonra 15/10/2010
tarihinde İstanbul 1. Fikri ve Sinai
Haklar Hukuk Mahkemesinde lehimize karar alınarak, çizgi romanımızın
intihal olmadığına karar verilerek Ümit Kireççi’nin tüm iddiaları red edildi.
Başlangıçtan beri dava sonucunu bekleyerek sessiz kalmıştık
ve karar üzerine dava sonucunu yazılı olarak duyurduk.
Fakat ÜK henüz
dava sonuçlanmadı diyerek bizi şaşırttı ; Mahkemece verilen kararın temyiz
incelemesi için Yargıtay’a başvurmuştu. Yagıtay yaptığı inceleme de İstanbul 1. Fikri ve Sinai Haklar Hukuk
Mahkemesi’nin kararını yerinde bularak ONANMASINA karar verdi. Artık hukuk
yolu kapanmıştı.
Tam 10 yıl süresince ilk başta bahsettiğimiz yaklaşım
nedeniyle tahakküm altında kaldık, fikir hırsızlığı çamuruyla lekelendik.
O halde bizi aşağılarken, birilerini mazlum ve çalmaya
tenezzül edilecek fikirlerin sahibi olarak yücelten bu suçlamadan bahsetmenin
zamanı geldi artık.
Ü.K. dava sürecinde 100 sayfaya yakın dilekçe ve dilekçe eki
yazdı. Ama suçlamasının özü her dilekçesinde tekrarlanan ve tam hali ilk
02/06/2004 tarihli dilekçesinde yer alan 20maddeydi.
Yani bu 20 maddelik liste, sözde fikir hırsızlığının delillerini açıklıyordu.
Çizgiroman ve senaryo uzmanı Ü.K. ilk 2 maddede şöyle diyordu:
“ 1) Sürgün 2 Ankara’nin genel bir planıyla başlar
ve şehrin Ankara olduğu daha da vurgulamak için Anıtkabir gösterilir.
Karabasan’da da aynı amaç güdülerek ilk kare Galata kulesi ve Boğaz köprüsü
olarak değiştirilmiştir.
2) öykü gizemi
arttırmak için gece başlatılır, yine gecedir.
....”
Listenin geri kalanı her iki işi de okumamış kişiler için
pek bir şey ifade etmeyecektir. Detaya giren, tipik çizgiroman ve
fantastik/korku janrının gereçlerini sıralayan diğer maddelerle canınızı
sıkmayacağız ama 20 çalıntı noktanın ilk ikisi buydu işte;
“iki hikayenin de gece,
şehir görüntüsüyla başlaması !”
Başka söze gerek var mı?
Dava dosyası, doğal olarak bilirkişi kurullarınca incelendi.
Toplamda 3 Bilirkişi heyeti 9 bilirkişi ve toplam 5 bilirkişi kurul raporunun hemfikir olması sonucunda
mahkeme hakimi kaçınılmaz olarak lehimize karar verdi.
Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda
karar aynı şekilde onandı.Üzerimize atılı itham
asılsızdı!
Hikayenin sonu.
Terazinin bir yanında bir kişinin
iddiaları, diğer yanda 9 bilirkişi, 5 bilirkişi raporu, bir mahkeme, bir yüksek
mahkeme kararı. Mesnetsiz sözlere kanmış, sözkonusu işleri elerinde tutup
okuyarak kendi kararlarını oluşturma fırsatı bulmamış arkadaşlar, bunca yıl sonra teraziye bakıp cevap verin lütfen;
Bu hikayede kim suçlu, kim mağdur?
---
Biz zaten biliyorduk ama bilmeyenlere haber verelim dedik;
Karabasan, Yıldıray Çınar ve Hakan Tacal tarafından yaratılan özgün bir işti ve hep öyle kaldı.
Okuyanlar bilir.
PS. Lütfen Sürgün
dönemine dair gelişi güzel ortaya atılan kirli bilgilere itibar etmeyin, yüksek
sesle konuşan tek bir kişinin hayallerini, sessiz dört kişinin gerçeklerinden
üstte tutmayın. En azından Sürgün hikâyesinin yaratıcısı ve 1. Sayı senaristi Suat
Efe Us’a ayıp etmiş olursunuz.
18 Temmuz 2013
Bitti Biter
Güzelim Çapa külliyatımız stokta tükendi.
Çapa Çizgiroman Grubunun 10.yılını vesile ederek çeşitli fanzinlerinde yayımlanmış işleri derleyip toplayarak 400 sayfalık kocaman bir fanzin çizgiroman antolojisi olarak sunduğu ÇAPA, Pandora gibi büyük kitabevi sistemlerinde artık "Tükendi" etiketiyle işaretlendi.
"Ne mutlu kütüphanemde ÇAPA var diyene" özlü sözüyle noktayı koyalım. :)
Çapa Çizgiroman Grubunun 10.yılını vesile ederek çeşitli fanzinlerinde yayımlanmış işleri derleyip toplayarak 400 sayfalık kocaman bir fanzin çizgiroman antolojisi olarak sunduğu ÇAPA, Pandora gibi büyük kitabevi sistemlerinde artık "Tükendi" etiketiyle işaretlendi.
"Ne mutlu kütüphanemde ÇAPA var diyene" özlü sözüyle noktayı koyalım. :)
26 Haziran 2013
Yıldıray DRAW'da
Amerika'da Çizgiroman kültürü üzerine önemli periodik yayınlar ve kitaplar çıkartan saygın bir yayınevi olan Twomorrows Publishing'den çıkan ve çizgiroman sanatının çizerlik kısmına yoğunlaşan Draw dergisi bu ay çıkan 25. sayısında Yıldıray Çınar'ı konuk ediyor.
Kapakta "DC'nin Yükselen Yıldızı" olarak tanıtılan Yıldıray söyleşisi, kendisi de emektar bir çizer olan Mike Manley tarafından yapılmış. Söyleşide Yıldıray'ın sanat geçmişi ve çizgiromana bakışı ayrıntılarıyla ele alınıyor. Bu söyleşinin ekinde Yıldıray'ın elinden çıkmış nefis işler de okuyucuların gözlerini şenlendiriyor.
Dergiyi fiziki yada e-dergi olarak ilgili sitesinden satın alabileceğiniz gibi önokuma pdf dosyasını da inceleyebilirsiniz.
Şiddete karşıyız ama bunu şiddetle tavsiye ediyoruz.
Kapakta "DC'nin Yükselen Yıldızı" olarak tanıtılan Yıldıray söyleşisi, kendisi de emektar bir çizer olan Mike Manley tarafından yapılmış. Söyleşide Yıldıray'ın sanat geçmişi ve çizgiromana bakışı ayrıntılarıyla ele alınıyor. Bu söyleşinin ekinde Yıldıray'ın elinden çıkmış nefis işler de okuyucuların gözlerini şenlendiriyor.Dergiyi fiziki yada e-dergi olarak ilgili sitesinden satın alabileceğiniz gibi önokuma pdf dosyasını da inceleyebilirsiniz.
Şiddete karşıyız ama bunu şiddetle tavsiye ediyoruz.
6 Haziran 2013
Karabasan Gölge'de
Gölge e-derginin Haziran sayısında eski bir dost arz-ı endam ediyor. Kapaktaki Yıldıray Çınar imzalı illüstrasyon sürprizi açık ediyor zaten. Dile kolay 10 yıl önce gazete bayilerinde boy gösteren Karabasan farklı mecralarda bir iki kez görünse de kendini karanlıklarda tuttu çoğunlukla.
"Kehanet albümü dışında nerede görüldü ki?" diye sorarsanız hemen bir bilgi güncellemesi yapalım:
* Altyazı Sinema Dergisi sayı 25 eki Strip dergisinde "Ölümün Küçük Salonu" hikayesi (ocak 2004)
* Çapa Çizgiroman Grubu Sunar fanzinimizin 2. sayısında isimsiz hikaye (haziran 2005) (daha sonra Çapa külliyatında toplandı)
* Tam Macera dergisi 2 sayıda "Önce Botlarını Bağla" hikayesi (Mayıs 2007)
Şimdi ise Gölge e-dergide iki bölümlük Damlalar hikayesinin ilk bölümü Yıldıray ve Hakan eli ile karşınızda.
Ayrıca geçen ay 4 Mayıs 2013'de Kadıköy Büyülü Dükkan'da yapılan İvan Reis - Mahmud Asrar - Yıldıray Çınar imza günü üzerine Zeynep Bayraktar'ın izlenimleri "Bir İmza Gününden Arta Kalanlar" yazısında aktarılıyor.
Dergiyi okumak için Gölge dergi sitesinde yönlendirmeler mevcut.
"Kehanet albümü dışında nerede görüldü ki?" diye sorarsanız hemen bir bilgi güncellemesi yapalım:
* Altyazı Sinema Dergisi sayı 25 eki Strip dergisinde "Ölümün Küçük Salonu" hikayesi (ocak 2004)
* Çapa Çizgiroman Grubu Sunar fanzinimizin 2. sayısında isimsiz hikaye (haziran 2005) (daha sonra Çapa külliyatında toplandı)
* Tam Macera dergisi 2 sayıda "Önce Botlarını Bağla" hikayesi (Mayıs 2007)
Şimdi ise Gölge e-dergide iki bölümlük Damlalar hikayesinin ilk bölümü Yıldıray ve Hakan eli ile karşınızda.
Ayrıca geçen ay 4 Mayıs 2013'de Kadıköy Büyülü Dükkan'da yapılan İvan Reis - Mahmud Asrar - Yıldıray Çınar imza günü üzerine Zeynep Bayraktar'ın izlenimleri "Bir İmza Gününden Arta Kalanlar" yazısında aktarılıyor.
Dergiyi okumak için Gölge dergi sitesinde yönlendirmeler mevcut.
18 Mayıs 2013
11 Mayıs 2013
Gio 2013'de Karabasan
27 Nisan gecesi İstanbul Beyoğlu'ndaki İtalyan Kültür Merkezi salonunda düzenlenen FABİSAD Gio Ödüllerinde İllüstrasyon dalında birincilik ödülü Karabasan çalışmasıyla Mehmet Özen (Memed)'e verildi.
Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından gelenekselleşmesi düşünülerek bu yıl ilki verilen ödül, duayen yazar Giovanni Scognamillo onuruna Gio ödülleri olarak adlandırıldı ve Roman, Hikaye ve İllüstrasyon dallarında veriliyor. İllüstrasyon dalında yerli hayali karakterlerin görselleştirilmesi isteniyor ve bu ilk yıl bizleri gururlandırarak bir Karabasan illüstrasyonu yaratan Memed ilk ödüle layik görüldü.
ilgili bağlantılar:
Fabisad , Memed , Karabasan
Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından gelenekselleşmesi düşünülerek bu yıl ilki verilen ödül, duayen yazar Giovanni Scognamillo onuruna Gio ödülleri olarak adlandırıldı ve Roman, Hikaye ve İllüstrasyon dallarında veriliyor. İllüstrasyon dalında yerli hayali karakterlerin görselleştirilmesi isteniyor ve bu ilk yıl bizleri gururlandırarak bir Karabasan illüstrasyonu yaratan Memed ilk ödüle layik görüldü.
Fabisad , Memed , Karabasan
6 Nisan 2013
7 Şubat 2013
Almanya Comics Action
2012 Ekim ayına ait Almanya'da bir fuar manzarası. Arkadaki Mahmud ve Yıldıray. Öndeki arkadaş ise Greg Capullo... vay vay vayy
22 Ekim 2012
Yıldıray ve Mahmud KIRMIZI'da
Yıldıray ve Mahmud Hürriyet Kırmızı derginin Ekim sayısında spot ışık altında. Okumak için www.kirmizidergi.com
20 Ekim 2012
Kosova Notları
Bir odaya iki İtalyan,
iki Makedon, iki Türk ve bir Kosovalıyı koyarsanız ne konuşurlar? Bir eylül gecesi Gani’nin Prizren’deki odasında iseler cevap basit; çizgiroman! Yer yer tarzancanın en koyu şivesiyle üstelik.
![]() |
| Plaketlerin verildiği törenden bir görünüm (sağda Fabiano) |
Balkanları ilk görüşüm güneşli, sıcak bir Eylül sabahıydı.
Doğu Avrupa’nın ırksal ve dinsel nefret acılarından payına düşeni yaşamış
bölgesi Balkanların tam göbeğinde, eski Yugoslavya’nın bağımsızlığını en son
kazanan parçasına; Kosova’ya
dağların arasından çalkalanarak alçalan bir uçaktaydık. Biraz uyku biraz korku
belasına kapalı tuttuğum gözlerimi açıp pencereden baktığımda gördüğüm bir
Haziran Anadolusundan farksız bir platoydu. Yıldıray ile beraber Prizren’de
bu yıl sekizincisi düzenlenen Kosova
Çizgiroman Festivaline katılmak üzere bu yolculuğa çıkmıştık.
Yeni cumhuriyetin başkenti Priştina’ya onbeş dakika uzaklıkta küçük bir havalimanı olan Adem Jashari havalimanından bizi alan
şöförümüz minareli köylerin dağıldığı bir ovadan, yeşil dolambaçlı bir dağdan,
ENKA’nın yapmakta olduğu Priştina-Tiran otobanının bir bölümünden geçirerek bir
saat içinde Prizren’e ulaştırdı bizi.
Tepedeki büyük kalenin gözetiminde akan Akdere’nin kıyısında uzanan Prizren iki üç katlı şirin binaları, Arnavut
kaldırımlı Şadırvan bölgesi,
birbirine sokulmuş küçük dükkanların sıralandığı caddeleri, hatta çevresini
saran Şar dağlarının yeşili ile Yıldıray’a Kastamonu’yu
hatırlattı.
Şehrin sürprizleri bu fiziksel benzerlikten ibaret değildi. Evimizden
kilometrelerce uzakta, sınır komşumuz olmayan bu ülkedeki otelimizde bizi
Silifke oyunhavası karşıladı. Otelin restaurantında şıkır şıkır hanımlar beyler
gerdan kırıp, bıkkın sünnet çocuğunu unutmuş kendilerinden geçiyordu. Odamıza
çıktığımızda da aynı desibelde bize eşlik eden bangırdı Silifke’den çıkmış,
Karadeniz türkülerine doğru akıyordu. Yabancılık beklerken Prizren bizi ters
köşeye yatırmıştı. Türk nüfusun azımsanmayacak oranda olduğu, Türkçenin her
yerde konuşulduğu bir yerdeydik. Prizren’deki üç günümüzde sokakta
gezerken, köftemizi, kahvemizi söylerken
hep kendi dilimizi kullandık.
Yerleştikten sonra etkinliğin merkezi olan eski Osmanlı hamam yapısına, adı üzerinde “Hamam”a gittik ve festivalinin organizatörü Gani (Sururi) ve diğer katılımcılarla tanıştık. Kıbrıs’tan karikatüristler Mustafa Tozaki , Arif Ali Albayrak, İtalya’dan Dampyr çizerleri Alessandro Bocci, Fabiano Ambu, Makedonya’dan Nikola Temkov, Toni Anastasovski, Vesna Nichevska- Saravinova, Fransa’dan Cent Alanter, Kosova’dan Agim Krasniqi .
Yerleştikten sonra etkinliğin merkezi olan eski Osmanlı hamam yapısına, adı üzerinde “Hamam”a gittik ve festivalinin organizatörü Gani (Sururi) ve diğer katılımcılarla tanıştık. Kıbrıs’tan karikatüristler Mustafa Tozaki , Arif Ali Albayrak, İtalya’dan Dampyr çizerleri Alessandro Bocci, Fabiano Ambu, Makedonya’dan Nikola Temkov, Toni Anastasovski, Vesna Nichevska- Saravinova, Fransa’dan Cent Alanter, Kosova’dan Agim Krasniqi .
Ekip tamamlanınca hep beraber Belediye Başkanını ziyaret
edip kahvesini içtik. Sonra yine Hamam’a dönerek Disney Fransa’da 7 yıl geriplan, layout, konsept sanatçısı olarak
çalışmış olan Cent’in Tarzan ve Şaşkın İmparator filmlerinin konsept defterleri üzerinden yaptığı
sunumu izledik. Kadraj hareketleri, açık koyu değerinin dikkat odaklı olarak
bir enstrümana dönüşünü gayet güzel açıkladı sağolsun.
Akşam ise Belediye yetkililerinin, Kosova’da görevli NATO’ya
bağlı KFOR subaylarının da katılımının olduğu bir açılış töreni ve müteakibinde
kokteyl ile devam etti. Hamamın kubbeli iki ana mekanında sergilenen, Doğu
Avrupa sanatçılarının ağırlıkta olduğu yüze yakın illüstrasyon, karikatür, çizgiroman
sayfaları ile zevkli bir seçki yaratılmıştı.
Bu noktada ister istemez içinde bulunduğumuz yapı ile ilgili
bir şeyler söyleme mecburiyeti hissediyorum. Belediyenin izniyle sergi mekânı
olarak kullanılan Hamam, yapısal olarak sağlam şekilde ayakta durmakla birlikte
sergileme için asgari aydınlatma düzeneği eklenmesi dışında oldukça ham bir
alan. Keşke kaynak bulabilseler, hatta keşke Türkiye Cumhuriyeti bu Osmanlı
yapısının yeniden işlevlendirilmesinde, müthiş bir sergi ve kültür merkezi
haline getirilmesinde destek olsa diye düşünüp durdum. Açılışa gelen TSK
mensupları ve Yunus Emre Vakfı yöneticileri ile temsil edilen Türkiye’nin
manevi desteklerinin yanı sıra eserleriyle de iz bırakması güzel olurdu.
Umarımız bir gün böyle güzel haberler de alırız.
Bir diğer Dampyr çizeri Fabiano
Ambu ise Bocci’ye nazaran daha
genç ve ham görünse de Bonelli’nin
güncel standart kalitesini tuturan bir çizer. Ambu’nun çizdiği maceraların
ülkemizde yayımlanması için daha yıllar var.
Yıldıray renkli
bir Süpermen eskizi patlattığında
herkes iyice kendine gelmişti. “DC
süperstar” fısıltıları taş kubbede yankılandı. Kimi çizer arkadaşların yan
odaya sessizce kaçıp kırmızı gözlerle çıktıkları dikkatimden kaçmadı. Yıldıray
çizgisiyle hepimizi dövdüğünde “ben alıştım ülenn” dedim içimden. Çizdik babam çizdik, sonra, kalktık dolandık,
diğer çizer arkadaşların çizimlerine baktık. Toni Anastasovski’nin mimari ve doğa
izlenimleri ile kurguladığı çizimi de çok beğendim. Mustafa bey bu esnada gelen
birilerini yakalamış onların karikatürünü çizip hediye ediyordu. Gani’nin
festival defterine de herkes bir şeyler çizdi. Yıldıray bir Karabasan eskizi bile patlattı bu
arada. Özlemişiz keratayı.
Şadırvan bölgesinde sohbetle geçen akşamın ardından
Prizren’deki son gecemizde Gani’nin evine davetliydik. Alessandro ve Fabiano
içinde Dampyr sayfa orjinallerinin de olduğu çizim klasörlerini getirmişti ve
hepimiz balıklama atladık. Alessandro’nun tekniği ve sabrı olağanüstüydü.
Orijinal çizim kolleksiyoneri olarak hayatımda ilk defa fumetti orijinal
sayfası gördüm. Amerikan formatından küçük , yaklaşık 25x35 cm ölçüsündeydiler.
Buna rağmen sayfadaki tek bir panel tüm sayfayı kaplasa dahi ayrıntısından bir
şey kaybetmezdi, öylesine ince ince işlenmişti tüm paneller. Müthişti.
Eğlenceli sohbetimiz İtalyan arkadaşlarımızın İngilizce bilmemesi, Alessandro’nun Fransızca bilmesi, ancak bunun da Makedon Nikola’nın az Fransızca bilgisi ile pek faydası olmaması neticesinde ilginç bir Kapalıçarşı iletişimi ile geçiyordu. Anladık ki çizgiroman ortak dilimizdi ve gayet iyi idare ettik. Alessandro’dan bir “art booklet”, Fabiano’dan bir özgün baskı hediyesi alınca Kosova’ya gelirken yanımızda getirdiğimiz Çapa ve Gorajun nüshalarını sergi salonunda dağıtıp bitirmiş olmaktan hayıflandık. Sanırım sohbet özellikle Fransa’daki piyasa hakkında bilgilenmek açısından faydalıydı. Fransız piyasası şimdiye dek duyduğum en yüksek ücretleri veriyormuş. Buna karşılık yayıncı beklentisi açısından yüksek bir çıta oluşturduğu da kesin. Bir diğer bilgi ise Sırpların fumettilerde İtalya’dan bir sayı geriden gelmeleri. Bizde hiç yayınlanmamış bir çok fumettinin Sırp baskılarını Gani’nin kütüphanesinde gördük. Sırbistan’da çizgiroman kültürü belli ki çok güçlü. Nikola, Hırvatistan’ın Makarska şehrinde düzenlenen Mafest ozganizasyonu için iyi şeyler söyledi. Makedonya’daki festival ise 7 yaşına giriyormuş.
Eğlenceli sohbetimiz İtalyan arkadaşlarımızın İngilizce bilmemesi, Alessandro’nun Fransızca bilmesi, ancak bunun da Makedon Nikola’nın az Fransızca bilgisi ile pek faydası olmaması neticesinde ilginç bir Kapalıçarşı iletişimi ile geçiyordu. Anladık ki çizgiroman ortak dilimizdi ve gayet iyi idare ettik. Alessandro’dan bir “art booklet”, Fabiano’dan bir özgün baskı hediyesi alınca Kosova’ya gelirken yanımızda getirdiğimiz Çapa ve Gorajun nüshalarını sergi salonunda dağıtıp bitirmiş olmaktan hayıflandık. Sanırım sohbet özellikle Fransa’daki piyasa hakkında bilgilenmek açısından faydalıydı. Fransız piyasası şimdiye dek duyduğum en yüksek ücretleri veriyormuş. Buna karşılık yayıncı beklentisi açısından yüksek bir çıta oluşturduğu da kesin. Bir diğer bilgi ise Sırpların fumettilerde İtalya’dan bir sayı geriden gelmeleri. Bizde hiç yayınlanmamış bir çok fumettinin Sırp baskılarını Gani’nin kütüphanesinde gördük. Sırbistan’da çizgiroman kültürü belli ki çok güçlü. Nikola, Hırvatistan’ın Makarska şehrinde düzenlenen Mafest ozganizasyonu için iyi şeyler söyledi. Makedonya’daki festival ise 7 yaşına giriyormuş.
Sırbistan ile Türkiye yayıncılığını karşılaştırmak moral
bozucu da olsa, esas düşünülmesi gereken Balkanlardaki çizgiroman kültürüne
ilişkin genel uyanıştı. İçimizdeki hayali kışkırtan bu Kosova deneyimi, sinemanın
ötesindeki kültür faaliyetlerini destekleyen bir yerel yönetim desteğinin
önemini ortaya koyuyor. Gani gibi azimli tek bir kişinin bile pekala uluslararası katılımcılı bir çizgiroman
festivali düzenleyebileceğini ispatlayan bir girişim. Bir de iki üç milyonluk
ülkeler Kosova, Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan yedinci –sekizinci yılına
giren çizgiroman fuarları, festivalleri yaparken yetmiş milyonluk ülkemizde
böyle inatçı organizasyonların olmaması 500 adet basılan çizgiromanların sıkışıp
kaldığı küçük mağaranın mübesilidir belki de.
Darısı başımıza diyerek ayrıldım Balkanlardan.
Gezginler için
notlar: vizeye filan ihtiyacınız yok. THY ve Pegasus sıklıkla uçuyorlar.
Çantanızı sırtınıza vurup gidebileceğiniz bir ülke. Avrupa Birliğine üye
olmasalar da para birimi olarak euro’yu kullanıyorlar.Dünyanın en yüksek yakıt,
iletişim vs. vergilerine alışmış bizler için ekonomik bir ülke. Ve köfte… evet
köfte!
* Hakan Tacal'ın Gölge e-derginin Ekim 2012 tarihli 61.sayısında yayımlanan yazısı. ilgili bağlantı için tıklayın.
26 Eylül 2012
Yıldıray: EARTH 2'de !
DC Comics'de Firestorm'u çizmekte olan Yıldıray 13. sayıdan itibaren dergiden ayrılıp, DC'nin bir başka önemli serisine; James Robinson'un yazdığı "Earth 2" dergisine geçiyor. Aralık 2012 itibariyle Earth 2'nun 7 ve 8. sayılarında (yanda nefis 8.sayı kapağında görüldüğü gibi) Yıldıray'ın çizimleri gözleri şenlendirecek.
3 Ağustos 2012
Yıldıray ile Hakan Kosova'da
Sekizincisi Eylül ayında düzenlenecek Kosova Çizgiroman ve Karikatür Festivaline Yıldıray ile Hakan konuk olarak katılacaklar.
Dört gün sürecek etkinlikte Avrupa'nın birçok ülkesinden sanatçılar katılacak.
26 Temmuz 2012
Point of Impact
17 Temmuz 2012
Koray Kuranel IMAGE COMICS'de
Jay Faerber'in yazıp Koray'ın çizdiği POINT OF IMPACT adlı dört sayılık mini seri Ekim ayında Amerika'da Image Comics tarafından yayımlanmaya başlıyor.
Güzel şeyler oluyor, daha da olacak...
Güzel şeyler oluyor, daha da olacak...
16 Temmuz 2012
Yıldıray Çınar HARAKİRİ'de
Kutlukhan Perker önderliğinde tekrar yayın hayatına başlayan HARAKİRİ'nin temmuz ve ağustos aylarında bayide kalacak ilk sayısında Yıldıray da yer alıyor. Değişik sayfalarda karşınıza çıkacak işlerinde klasik çizgiromanın çini -fırça- tram tadını keskin bir mizahla harmanlıyor.
Dergi uzun yıllar sonra yeni bir "En Kahraman Rıdvan" macerası çizen Bülent Arabacıoğlu'nın da varlığıyla Türk çizgi camiasının müthiş bir seçkisi olmuş durumda.
Kaçırmayın!
Dergi uzun yıllar sonra yeni bir "En Kahraman Rıdvan" macerası çizen Bülent Arabacıoğlu'nın da varlığıyla Türk çizgi camiasının müthiş bir seçkisi olmuş durumda.
Kaçırmayın!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































