4 Şubat 2026

Kuyruk

 

Işıkşehri uyku modunda.

Boncuk ise uyanık ve evinin camından şehrin gecesine bakıyor. Dışarıda yıldızlı koyu lacivert gökyüzü önünde demir bir sazlık gibi yükselen  yapılar ve görünmez bir gücün etkisiyle sallanan nesneler var. Ne olduklarını tam göremiyor ama rüzgârı nerede olsa tanır.

Işıkşehrinde rüzgâr denebilecek tek şey cılız esintiden ibaret. Şu an şehirde dolaşan ise bambaşka bir şey. Rüzgâr ideasının ham hali, bir efsanenin doğumuna gerçeklik tohumunu eken felaket, inancı başlatan tanrısal bir gövde gösterisi, bir anomali...

Boncuk için ise bu katılamadığı bir ziyafet. Dışarıda gezinen koku cümbüşü ağzını sulandırıyor: metal adamların eklemlerindeki gres yağı, insanların terleri, alt katlardan yükselen sıcak çürüme kokusu...   Kim bilir daha neler.

Savrulup gelen bir kağıt parçası bir an cama yapışıyor, sonra yoluna devam ediyor. Uçup giden kağıt Boncuk’un aklına Pırılkız’ı getiriyor.

Sonra da Pırılkız yanındayken ayak bileklerini dişleme isteğini.  Tam diş geçirmelik. Kadının kokusu son zamanlarda biraz değişti, neredeyse bir alfa olacak. Yine de dişlerindeki kaşıntıyı geçirmek için daha iyi bir yol düşünemiyor.

Arkasındaki ev sessiz. İçeriden küçük sürüsünün uyku sesleri geliyor. Sürüyü düşünmek ne hoş. İşte kuyruğu sallanıyor yine. Kalbine direkt bağlı başka bir canlıyla yaşamak böyle bir şey. İnsanların kuyruksuz olmaları ne garip şey. Bu yüzden onları anlamak kolay değil. Kuyruğu ile gurur duyuyor Boncuk. Güzel bir kuyruk, yumuşak tüylü, anlayışlı. Pat pat yeri dövüyor o da. Anlaşılan kuyruk da köpeğe karşı boş değil.

Şimdilik rüzgara kavuşamayacağını bilerek şehri bırakıp odaya dönüyor. Kızın yatağına hoplayıp, ayaklarının yanında bir tur dönüp tatmin olunca çöküyor.  Gözlerini kapatmadan önce düşkünlüğüne istinaden yalayıveriyor kızı. Kız uykusunda kıkırdıyor. Sesi kuyruksuzluğunu affettiriyor. Bir memnuniyet hissi yayılıyor içine, gözlerini kapıyor.

Köpek uyuyor.

Kuyruğu da.


Göz Zevki: Yıldıray Çınar